Hit enter after type your search item
Bilgi Rehber

Ansiklopedik Bilgi

Home / Nedir / Depresyon Nedir?

Depresyon Nedir?

/
/
/
244 Views

Depresyon

Depresyon, günümüzde sıklıkla görülen bir ruhsal rahatsızlık olmasıyla birlikte bireyin stresle ilişkili bir deneyim ya da bedensel bir hastalık yaşaması gibi çeşitli faktörlerin etkisiyle; çocuklukta, ergenlikte ve yaşlılıkta meydana gelebilmektedir. Son zamanlarda psikoloji alanında sıklıkla gündeme gelen bilişsel yaklaşıma göre, bireylerin depresyon yaşamasının sebebi, bireyin durumlara yüklediği anlamlardır. Bu durumlara yüklenen anlamlara etki eden unsurlar ise bireylerin erken çocukluk deneyimlerinden elde ettiği yaşantılarla meydana gelen şemalar, olumsuz otomatik düşünceler ve bilişsel hatalardır. Bu unsurlardan biri olan otomatik düşünceler ile depresif belirtiler arasında pozitif yönde bir ilişki görülmektedir, başka bir deyişle, otomatik düşüncelerin sayısı ve düzeyi arttıkça depresif belirtilerin de sayısı ve düzeyinde de artış görülmektedir. Texas Tech Üniversitesin’ den  Catherine Epkins’e göre depresyona sahip bireylerin otomatik düşüncelerinin içeriğinde kayıp ve başarısızlık bulunmaktadır. Benzer şekilde, Aaron Beck’ de depresif bireylerin otomatik düşüncelerinin içeriğinde kaybın olduğunu vurgulamış ve kaybın kendisinden daha çok kayıpla ilişkili düşüncelerin üzüntüye neden olduğunu belirtmiştir. Bu görüşe göre, birey kayıpla ilgili olaylarla karşı karşıya kaldığında, verdiği duygusal tepkinin özündeki üzüntü ortaya çıkmaktadır.

Üzüntü sıklıkla günlük yaşamda görülen geçici bir duygu olsa da depresyon üzüntüye kıyasla daha kalıcı olan ve duygusal tepkiyle birlikte birtakım bilişsel, davranışsal ve bedensel belirtileri de kapsayan bir rahatsızlıktır. Buradan yola çıkarak depresyon; haz veren aktivitelere karşı ilgi kaybının olmasıyla kendini belli eden, çökkünlük, keder, karamsarlık, üzüntü şeklinde gelişen depresif duygu durumunun oluşması, psikomotor ve bilişsel süreçlerin gerilemesi ve bireyin işlevlerinin bozulmasıyla ortaya çıkan bir sendrom olarak tanımlanmalıdır.
En genel tanımıyla depresyon; bireyin üzüntülü bir duygu durum içinde, hayata olan ilgisini yitirdiği, geçmişle ilgili suçluluk ve pişmanlık duygularının bulunduğu, geleceği ile ilgili karamsar düşüncelere sahip olduğu, ölüm düşüncesinin ve hatta intihar girişiminin görülebildiği, uyku, cinsel istek ve iştahla ilişkili fizyolojik işlevlerde bozulmalara rastlanan bir psikolojik rahatsızlıktır.

Depresyon Ne Zaman Görülür?

Depresyon ile ilgili yapılan araştırmalar sonucunda; depresyonun her yaşta görülebildiği ancak orta yaşlarda ve özellikle de 25-44 yaş arasında daha sık olduğu ve cinsiyet açısından bakıldığında ise kadınlarda erkeklerden iki kat 17 daha sık görüldüğü tespit edilmiştir. Bununla birlikte; yoksulluk, işsizlik, boşanma, küçük yaşta aile bireylerinin yitirilmesi gibi durumlarında depresyon riskini arttırdığı gözlemlenmiştir.

Depresyon Ne Kadar Sürer?

Birtakım risk faktörleri içeren depresyonun en az iki hafta sürdüğü ve en temel belirtisinin ise benlik saygısında azalma ve çökkünlük durumu olduğu söylenebilmektedir.

Depresyon Belirtileri Nelerdir?

Depresyon, bireylerde duygusal, bilişsel, davranışsal ve bedensel belirtilerle kendini göstermektedir. Buna göre;

Duygusal Değişiklikler: Çökkün duygusal durum, depresyonun en sık rastlanan belirtisi olmakta ve bireylerde çökkünlükle beraber gerginlik, huzursuzluk, yaptığı etkinliklerden zevk almama, ağlama nöbetleri ve suçluluk görülebilmektedir

Bilişsel Değişiklikler: Bireylerde bellek bozukluğu ve düşünme sürecinde bozulmalar oluşabilmektedir. Bu nedenle birey, herhangi bir konu üzerinde odaklanmada ve karar vermede zorluk yaşayabilmektedir.

Davranışsal Değişiklikler: Sorumluluklarını yerine getirmeme, öz bakımda azalma, çatışma yaşamaya daha yatkın olma ve insanlardan kendini soyutlama şeklinde olmaktadır.

Bedensel Değişiklikler: Uyku ve yemek düzeninde bozulmalar, cinsel isteğinde azalma ya da bütünüyle ortadan kalkma görülebilmektedir. Ayrıca kalp çarpıntısı, nefes darlığı, yutkunmada zorlanma, tansiyon değişiklikleri, vücutta yanma ya da karıncalanma gibi bedensel yakınmalar oluşabilmektedir.

Depresyon tanısının olması için bu belirtilerin hepsinin mevcut olmasına gerek yoktur; ancak yukarıdaki belirtilerin az ya da fazla olmasına göre depresyonun şiddeti farklılık göstermektedir. Ayrıca, depresyon düzeyinin yüksek ve uzun süreli olması; bireyin acı çekmesine, işlevselliğinin ve kişilerarası ilişkilerinin bozulmasına yol açmaktadır.

Major Depresif Bozukluk Tanısı

Major depresif bozukluk tanı kriterleri DSM-V’e (Ruhsal Bozukların Tanısal ve İstatiksel El Kitabı) göre şunlardır: “ruhsal yönden kendini güçsüz hissetme, etkinliklere olan ilgide azalmanın olması, yeme tutumlarında bozulma ve kilo verme ya da alma durumunun olması, uyku problemlerinin olması, ajitasyon ya da gerileme, bitkinlik hali, kendini değersiz görme, odaklanma eksikliği ve kararsızlık ,tekrarlayan ölüm düşüncesidir”. İki hafta içinde yukarıda belirtilen belirtilerin en az beş tanesinin görülmesi ve bu belirtilerden en az birisinin çökkünlük veya ilgi kaybı olması gerekmektedir. Bunlarla birlikte bu belirtilerin, bireyin işlevselliğini büyük ölçüde değiştirmesi gerekmektedir.

Depresyonun Nedenleri Nelerdir?

Depresyonun meydana gelmesine sebep olan çeşitli etmenler bulunmaktadır ve bu etmenler genellikle birbirleriyle bağlantılıdır. Bunlar, yatkınlık oluşturan etmenler ve tetikleyen-meydana getiren etmenler olmak üzere iki temel gruba ayrılmaktadır.

Yatkınlık oluşturan etmenlere; kalıtımsal nedenler ve beyin kimyasında bozulmalar örnek gösterilirken; tetikleyen etmenlere ise stres yaratan olaylar, hayal kırıklıkları, aile fonksiyonu bozulmaları, ilgisiz anne baba tutumu, çocukluk çağı travmatik yaşantıları, bağımlı ve takıntılı kişilik özellikleri, güvensiz bağlanma durumu, reçeteli ilaç kullanımı, bağımlılıklar (alkol veya ilaç), hormonla bağlantılı hastalıklar (felç geçirme, kanser, parkinson, kalp hastalığı) örnek gösterilebilmektedir. Ayrıca, belli kişilik özelliklerine sahip bireylerin depresyon geçirmeye daha meyilli olduğu gözlemlenmektedir. Benlik saygısı düşük olan, kendine değer vermeyen, devamlı karamsar olan, kolayca üzülebilen, herhangi bir stresle baş etmede zorluk yaşayan, kendini sürekli eleştiren bireylerin depresyon geçirmeye daha yatkın olduğu görülmektedir. Aaron Beck’e göre depresyonun oluşumuna etki eden dört tane bilişsel öğe bulunmaktadır. Bunlar; bilişsel üçlü, bilişsel şemalar, otomatik düşünceler ve bilişsel hatalardır. Bu bağlamda, depresyonun bilişsel yapısı dört öğe altında incelenmektedir. Depresyonun bilişsel yapısının birinci öğesi olan bilişsel üçlü, bireyin kendisi, geleceği ve dünya hakkındaki olumsuz düşünceleri olarak tanımlanmaktadır (Beck, Rush, Shaw ve Emery, 1979). Birinci bileşene göre; depresyona sahip olan birey kendini değersiz ve istenmeyen biri olarak algılamakta ve olumsuz yaşam deneyimlerini kendi fiziksel, psikolojik ve ahlaki yetersizliklerine bağlamaktadır. İkinci bileşenle bağlantılı olarak birey, çevresindeki kişilerle ilişkisini ve deneyimlerini olumsuz biçimde yorumlama eğiliminde olmaktadır. Son olarak üçüncü bileşen ise bireyin geleceği hakkında olumsuz algılamasıyla ilgili olmaktadır. Bu olumsuz bilişsel üçlü; gittikçe artan olumsuz çıkarımlara, duygulara, düşüncelere ve değerlendirmelere yol açmasının sonucunda birey her durumda olumsuz taraflarını ön planda tutmakta ve devamlı olarak kendisine yönelik eleştirel bir tavır sergilemektedir. Buna ek olarak, depresif belirtilere sahip olan bireyin kendisi, geleceği ve dünyası (bilişsel üçlü) hakkında olumsuz otomatik düşüncelere sahip olduğunu ve bu düşüncelere bağlı olarak depresyonun şiddetinin farklılık gösterdiğini vurgulamaktadır. Bilişsel modeldeki depresif bilişsel yapıların ikinci öğesi, bilişsel şemalardır.

Bilişsel Şema Nedir?

Şemalar, kişilerin algılarına, çıkarımlarına ve belleğine etki eden bilişsel yapılar olarak tanımlanmaktadır.

Depresyondaki şemaların kaynağında “değersizlik”, “sevilmeme”, “yetersizlik”, “başarısızlık” gibi düşünce ve inançlar bulunmaktadır. Psikolojik rahatsızlıklara yatkınlığı olan kişilerin şemaları, düşüncelerdeki abartmalara veya çarpıtmalara yol açmaktadır. Bu bağlamda, depresyondaki bireyin düşünme şekline etki eden bu olumsuz şemaların, erken çocukluk dönemindeki yaşantılarında oluşmasıyla birlikte bireyin kendisi için önemli insanlar ile ilişkilerini organize eden kurallar ve varsayımlar şeklinde öğrenilmiş olduğu söylenebilmektedir. Buradan hareketle erken çocuk deneyimleri ve öğrenilen bilgilerle şekillenen şemalar; düşüncelerin düzenlenmesi ve değerlendirilmesi üzerinde etkili olmaktadır.

Depresyona sahip olan bireyin işlevsel olmayan şemaları, bireyin durumu hatalı bir şekilde kavramsallaştırmasına ve bilişsel yapının üçüncü öğesi olan olumsuz otomatik düşüncelerin oluşmasına sebep olmaktadır. Olumsuz otomatik düşünceler kişilerin kendileri ya da çevresindekilerle ilişkili gerçekliğin çarpıtıldığı bilişler olarak tanımlanmaktadır. Olumsuz otomatik düşünceler, depresif kişilerin düşüncelerini kontrol altına almakta güçlük yaşamasına neden olmaktadır. Bununla birlikte, kişilerin duygularını ortaya çıkaran ve etkileyen otomatik düşünceler, depresyonun klinik belirtilerini meydana getirmektedir. Ayrıca, depresyona sahip olan bireylerin otomatik düşüncelerinin içeriğinde ise özgüven düşüklüğü, kendini suçlama ve yüksek sorumluluk temaları görülmektedir.

Bilişsel modeldeki depresif psikolojik yapılardan dördüncü öğesi ise bilişsel hatalardır. Depresyondaki bireylerin düşüncelerinde meydana gelen sistematik hata ve problemler, bireyin olumsuz otomatik düşüncelerinin pekişmesine neden olmaktadır. Depresif bireylerde genellikle görülen bilişsel hatalar seçici soyutlama, keyfi çıkarsama, olumluyu yok sayma, kişiselleştirme, abartma veya küçültme şeklindedir. Bunlarda, bireyde karamsarlık ve çaresizlik duygularının aktif olmasına neden olmaktadır.

Sonuç olarak; depresyon üzerinde kişinin yanlış temel ve ara inançlarının, duygularının, yaşantıladığı zorluklar karşısında aktif hale getirdiği otomatik düşüncelerinin ve işlevsiz şemalarının önemli bir etkisi bulunmaktadır. Depresyonun oluşumuna neden olan bu dört öğe ortak olarak değerlendirildiğinde; birey kendisinin sürekli kaybettiğine inanmakla birlikte amaçlarının sürekli engelleneceğini ve amaçlarına ulaşamayacağını düşünmektedir. Bu durum da bireyin ilgi ve isteğinde azalmalar meydana gelmesine ve bireyin kendini başarısız, yetersiz, beceriksiz biri olarak görmesine sebep olmaktadır. Bu süreçlerin sonucunda ise suçluluk, hareketsizlik, bitkinlik gibi depresif belirtiler meydana gelmektedir.

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This div height required for enabling the sticky sidebar